Çit (Rabbit Proof Fence) Filmi Konusu, Özeti ve Eleştirisi

2

Film 1930’lu yıllarda Avustralya’da geçiyor. Avustralya’nın yerli halkı olan Aborjinler’in çocuklarının kaçırılıp köle kamplarına götürülmesini ve bu süreçte yaşananları anlatıyor. Film kitaptan uyarlanmış bir film ve Phillip Noyce yönetmenliğinde çekilmiş.

Avustralya’nın asıl yerlileri Aborjinler ve sonradan orayı işgal eden beyaz insanların evliliklerinden doğan melez çocuklar yaşadıkları yerlerden kaçırılarak köle kamplarına yerleştiriliyor. Bunun sebebi yerli halkı tamamen ortadan kaldırıp tek renk insanlardan oluşan toplum yaratmak. Bu amaç uğruna çalışan insanların ve organizasyonun başında ise Mr. Neville bulunuyor. Mr. Neville bir araştırma yaptırıyor. Bu araştırmaya göre beyaz insan ve melez evlendiriliyor. Bu evlilikten doğan çocuk beyaz insana daha çok benziyor. Daha sonra o çocuk da bir beyazla evlendiriliyor ve aynı sonuç elde ediliyor. Belirli bir nesilden sonra doğan çocuklar tamamen beyaz insana benziyor ve yerli ırktan iz taşımıyor. Mr. Neville bu evliliklerin yaygınlaştırılarak yerli halkın sonunu getirip, Avustralya’yı tamamen beyaz insana ait kılmak istiyor. Köle kampları da bu amaçla kuruluyor. Yerli halkın yaşadıkları bölgelerden melez çocuklar kaçırılıp, bu kamplarda Hristiyan kültürüyle yetiştirilip, uygun biriyle evlendiriliyor.

Çit – Rabbit Proof Fence

Bu uygulamanın filmdeki kurbanları ise kendi aileleriyle hayatını mutlu bir şekilde sürdüren 3 melez çocuk oluyor. Molly, Daisy ve Gracie ismindeki 3 kız çocuğu ailelerinden koparılarak kaçırılıyor ve köle kamplarına getiriliyor. Bu kamplardaki çocuklar hiçbir şeyi sorgulamadan söylenenleri uygulamak ve boyun eğmek durumundalar. Fakat bu 3 kız kamptan kaçmayı başarıyorlar. Kaçtıktan sonra Mr. Neville’in adamları peşlerine düşüyor. Bu kaçışta kızlara Molly önderlik ediyor. Çünkü o, aralarından en büyüğü. Molly’nin ailesiyle yaşadığı yerdeki çitler dikkatini çekmiş ve Molly çitlerin neden orada olduğunu öğrenmişti. Kaçışları sırasında yine o çitleri görüyor ve aklına o çitlerin onu ailesine götürebileceği geliyor. Gidecekleri yolu tavşanları tarım alanlarından uzaklaştıran bu çitlere göre belirliyorlar. Yolculuk boyunca hem peşlerinden gelen izci ve Mr. Neville’in adamlarından gizleniyorlar, hem de açlıkla, zorlu yol koşullarıyla başa çıkmak zorunda kalıyorlar. Belirli bir yere kadar başarıyla ilerliyorlar. Fakat kızlardan biri tren yoluyla gitmenin daha kısa olacağını ve yakalanmadan gidebileceklerini düşünüp onlardan ayrılıyor. Kız tren garına gidiyor ve diğerleri de onu bırakmak istemeyip peşinden gidiyorlar. Tam onu buldukları anda kız görevlilere yakalanıyor ve kampa geri götürülüyor. Bu esnada diğer ikisi gizleniyorlar ve geri dönüp yollarına devam ediyorlar. Mr. Neville kızların geçtikleri yerlerde bulunan izlerden, ne yönden gidip, ne yapmaya çalıştıklarını anlasa da artık onları yakalamak için çok geç oluyor. Kızlar yaklaşık 2000 km yolun sonunda ailelerine kavuşuyorlar.


Aslında Aborjinlerin yaşadıkları, her dönem yeryüzünün belirli bölgelerinde yüzyıllardır var olan sömürünün, eşitsizliğin, adaletsizliğin sadece bir örneği. Bu ve buna benzer konuları (sömürü, adaletsiz, eşitsizlik) işleyen filmleri genel olarak daha çekici bulurum. Çünkü bu tarz filmleri izlediğimde kendimi onların yerine koyar, hayatımı daha merhametli bir insan olarak devam ettirmem gerektiğini düşünürüm. Fakat bu filmi diğerlerinden ayıran pek çok önemli faktör var. Bunlardan en önemlisi filmin gerçek bir hikayeden alınmış olması. Bunun yanında oyuncuların gösterdikleri başarılı performans da filmin etkileyiciliğini bir kat daha arttırmış. Filmin sonunda evlerine dönmede başarılı olan 2 kız Molly ve Daisy’nin günümüzdeki görüntülerine yer verilmiş. Benim için bu sahneler de filmi diğerlerinden ayıran olumlu bir ayrıntıydı. Molly’nin yolculuk boyunca yanındakilere önderlik etmesi, cesareti, zekası; izleyiciyi kendini sorgulamaya itiyor. Böyle bir durumda bu kadar büyük bir sorumluluğu almak herkesin yapabileceği bir şey değil. Filmde çocukların yolculukları sırasında çekilmiş çok iyi sahneler vardı. Işık ve kamera o kadar güzeldi ki filmin bazı sahneleri bir kartpostal resmini anımsatır cinstendi. Uçsuz bucaksız bir çöl, güneş, çitler ve uzun bir yolu yürüyen 3 kız… Kamera bu filmde ustalıkla kullanılmış.

Film benim için tabi ki tamamen olumlu görüşlerimden ibaret değil. Bu film için olumsuz veya başarısız bulduğum bazı şeyler de var. Mesela filmde yürüyerek geçilen ve türlü zorlukların var olduğu 2000 km’ye yakın bir yolculuktan bahsediliyor. Fakat bu yolculuk filmde gösterildiği kadar kolay geçiyor olamaz. Filmde de bu yolculuk güllük gülistanlık geçmiyor tabi ki ama yaşadıkları zorluklar belirli noktalarda eksik kalmış. Bunun dışında filmin bazı yerlerinde insan izlemekten yoruluyor. Belirli yerlerde durağanlık artıyor. Diyaloglar da yok denecek kadar az gerçekleşiyor. Hatta filmin tam ortalarında sanki o uzun yolu ben de kızlarla yürüyormuş gibi yorgun hissettim, sıkıldım. Ama daha sonra gördüğüm sahnelerle filme tekrar döndüm.

Çit – Rabbit Proof Fence

Genel anlamda başarılı bulduğum bir filmdi. Bana yaşadığım hayatın, başka birçok hayata göre ne kadar değerli olduğunu anımsattı. Bazı değerleri yeniden sorgulamamı sağladı. Dünya üzerinde aslında ne kadar çok eşitsizliğin, adaletsizliğin var olduğunu hatırlattı.

2 YORUMLAR

Bir Yorum Bırak