İyiler Erken Ölür: Müslüm Gürses ve Hayatı Animasyon

16

Türk müziğinin gelmiş geçmiş en iyi sanatçılarından, arabesk müziğin efsane ismi Müslüm Gürses, 3 Mart 2013 tarihinde aramızdan ayrılmıştı. Ayrılık haberi her yaştan, her kesimden, her zevkten insanı derinden üzmüştü. Çünkü Müslüm Gürses’i dinlemek, sevmek için illa arabesk müzik sevmeye gerek yoktur. O en büyük popçuların bile idolü olan, halkın her kesiminin benimsediği büyük bir isimdir.

Bu kadar ünlü olup, bu kadar şöhrete kavuşup, en ufak bir kibri olmayan başka bir isim daha yoktur belki de. Onu efsane yapan en önemli özelliklerinden biri de budur.


Müslüm Gürses; acı, keder ve aşk şarkılarının en samimi temsilcisidir. Hayatı acılarla doludur. Halkın kederini, derdini iyi anlar; insanların derdini kendine dert edinip, şarkılarına konu alır. Bu yüzden halk kahramanı olmuştur.

► Tavsiye İçerik: Neşet Ertaş vs Koray Avcı

Bir de aşkı vardır. Muhterem Nur’a olan sonsuz aşkı… Müslüm Gürses, 1982 yılında turne sırasında tanıştığı eşinden bir daha hiç ayrılmadı. Ömrünün her anında ona olan sevgisini kalbinde sakladı, onu hiç aldatmadı, hiç başka kadınlara gönül kaptırmadı. Muhterem Nur da ona aynı şekilde büyük bir sevgi besledi. Bu yüzden en güzel aşk şarkılarının da sahibidir Müslüm Baba…

Müslüm Gürses

Müslüm Gürses’in Hayatı Animasyon

Müslüm Gürses’in ölüm yıl dönümünde bir video yayınlanmıştı. O zaman izleyip not etmiştim ama bloga yazmak için bir türlü fırsat bulamamıştım. Dün o videoya tekrar rastladım ve Müslüm Gürses’i anmak için illa doğum ya da ölüm yıl dönümü olması gerekmediğini düşünerek bu yazıya başladım.

Animasyon işleri yapan Koff isimli ekip tarafından hazırlanan video, Müslüm Gürses’in hayatını konu alıyor. Çok başarılı bir animasyona imza atan ekibin Youtube kanalına buradan ulaşarak, diğer animasyon videolarını izleyebilirsiniz.

Animasyonda seslendirilen metin;

Bir bahar günü eski kerpiç evde,
Zamanın eli değdi, bebenin baba ruhlu yüreğine…
Karardı şairin kalemi, soldu mutluluk güneşi,
Karar verildi; hüznün gereğine.

Güneşe sıkanların şehrinde, ekmeğinin peşinde,
Terzi çırağı ve kunduracı oldu minik baba,
Gerisi yok dedi bıraktı mektebi,
Isıtmıyordu zaten sınıftaki soba.

İşitti ki mazlumlar bahçesi sakinleri,
Arıyordu acılardan şarkı yapan o sesi.
Koştu meteliksizler pazarına, çekti takımları.
Hüzün kokuyordu nefesi.

Mazlumlar titredi baba şarkısını okuyunca,
Teselli buldu gariban gönülleri.
Talihli bir kuş kondu bahçeye,
Şaşırmış yolunu herhalde dedi dinleyenleri.

Hor görenlere inat isyan etti düzene,
Tuttu bitap düşmüşlerin safını.
Yakarsa dünyayı garipler yakar dedi.
Hiç kıvırmazdı lafı.

Acıları kayda geçerken,
Keder ve ölümle mazlum damarlar sarıldı jiletlere.
Âlimler zinhar çözemedi,
Yara da merhem de oydu sorsan kimsesizlere.

Çoktan değişti her şey, alıp yürüdü şöhreti.
Çevirdiler yoluna güneşi, bulut girdi araya,
Geçirdi bir kaza,
Sardı etrafını karanlığın buz tutmuş ateşi.

Tanrı istemezse insan ölmezmiş.
Kaldı baba iki dünya arasında.
Mazlumların duaları zırh oldu ona.

Yeniden doğunca durmadı yatağında,
Haykırdı tanrıya; hep aynı kalsa acılar,
İnsanoğlu nasıl yaşar?
Gülmek istedikçe ağlatır kader,
O yüzden ağır yaralı bizi doğurdular.

Günah bula, günahsız insan selleri çağlıyordu köylerden ve kasabalardan.
Babaysa demleniyordu şarkılar bahsederken kenar mahalledeki sevdalardan.

Âlemin acısı sevgisi kadarken tanıdı, aşkın en saf halini.
Nur adlı peri elini uzattı ona.
Vuslat mı hasret mi düşünmedi, koy verdi kendini.

Çocukluğundan yanıktı Nur’a.
Ona doymaya yetmezdi bir ömür.
Paramparça hayatlara baktı ve diledi;
Tanrım umarım aşk herkesi görür.
İsyan ve acıları hafifliyordu,
Ölümsüz aşkı Nur varken yanında.

Nafileydi huzuru gerçi,
Kentin cefakâr ve mutsuz hayatları karşısında.
Ağladı hepimizin yerine.
Yazıktır anlamak yetmedi dertleri çözmeye.
“Hayat zordu ama güzeldi” dedi en sonunda,
Ve bıraktı kendini sonsuz geceye.

Şimdi şehir duman altı,
Önümüze serilmiş kederli bir yol,
Hüzünler bize emanet baba,
Sen gittiğin yerde mutlu ol.


Müslüm Gürses gibi, Neşet Ertaş gibi büyük sanatçıları her fırsatta anmayı, arkalarında bıraktığı eserlere saygı duymayı, anılarını yaşatmayı onlara karşı bir görev olarak görürüm.

Koray Avcı, Aleyna Tilki, Çağatay Akman gibi saçma sapan sanatçı bozuntularına prim vermek yerine, yüzyılda bir gelen büyük ve gerçek sanatçıların isimlerini yaşatmak, bunun için çabalamak içimi rahatlatır.

16 YORUMLAR

  1. “Koray Avcı, Aleyna Tilki, Çağatay Akman gibi saçma sapan sanatçı bozuntularına prim vermek yerine, yüzyılda bir gelen büyük ve gerçek sanatçıların isimlerini yaşatmak, bunun için çabalamak içimi rahatlatır.”

    Bu cümlelerini gerçekten taktir ettim. Bravo!

    • Koray Avcı ile Aleyna Tilki veya Çağatay Akman’nın hiç alakası var mı ya? ne yaşları ne tarzları ne de insanlıkları. Mal, mal yorumlar yapıyorsunuz.

      • Alakası var diyen olmadı ki zaten. Benim gözümde üçü de bulunduğu yeri hak etmeyen, kibirli, sanatçı olmak için bazi değerleri edilmemiş insanlar. Burada da ondan bahsediyorum. Üçü aynı tarzda, aynı yaşta demiyorum ki.

  2. gençliğimiz bu adamın şarkılarını dinlemekle geçti şimdi nerde böyle sanatçılar çıkmış abuk subuk şarkılar söyleyenler söyledikleri şarkıların anlamıda yok eskiler kadar anlamlı şarkı söyleyen kalmadı neydi o zamanlar dinledikçe insanı derinlere götüren sevdiğini dahada çok sevdiren anlamlı bu şarkılar bu sanatçıların ölmesiyle birlikte yok oldu allah rahmet elesin müslüm baba gibi arabes kralı bu dünyaya bir daha gelmez.

Bir Yorum Bırak